Gecenin Öteki Yüzü

Her şeyi yanlış mı öğrendik, yoksa bize öğretilenlerin doğrusu başka bir doğru muydu?
“Ah Füruzan, sen yine ne yaptın bana” dedim kitabı okumayı bitirdiğimde, elimden bile bırakamayıp bir süre kaldım öylece.
Saat sesleri hep böyledir, hayata durup bakılan anlarda öne geçer.
Gecenin Öteki Yüzü, aynı adlı uzun öykünün de içinde yer aldığı bir öykü kitabı aslında. İçinde dört öykü var; Kanı Unutma, Çocuk, Sokaklarından Gemilerin Geçtiği Bir Kent, Gecenin Öteki Yüzü. Her Füruzan öyküsü gibi hepsi birbirinden lezzetli, bittiğinde hemen diğerine geçemediğiniz, yazarın sırtınıza yüklediği duygularla, onun ince ince tasvir ettiği ortamda kalakaldığınız metinler. En çok “Çocuk” ve “Gecenin Öteki Yüzü”nü sevdiğimi de belirteyim.
Hayata alıştıkça onu görmeyen, körleşen bizleriz, büyükler yani. Oysa ne acı, hayat hem çok güçlü, hem de nasıl uçucu ve narin…
Füruzan’ın nakış gibi ince ince yarattığı atmosfer yine beni içine çekti. Gecenin Öteki Yüzü’nde odadaki sobanın sıcağını, ışığını yüzümde hissettim neredeyse. Öyküdeki küçük kız gibi kıvrıldım sedirin bir köşesine. Çocuk öyküsünde “güneşin kuru kokusu” dudaklarımı çaldı. Ben de öyküdeki çocuk gibi, bahar ya da yaz aylarının doyumsuz kısalığını bir şeye benzetemedim ve yılın neyle ölçüleceğine bir türlü aklım ermedi. Füruzan’ın kahramanlarına söylettiği laflar yine katman katman açıldı içimde, sorduğu sorular beni bir yerden alıp başka yerlere savurdu.
Hayata duyduğum merak, bağlılık, sevinç bitti. İşte görüyorsunuz, bu çeşit yaşlılığın yılı yok, çaresi ise hiç.
Füruzan şahane, alışılmadık tasvirleri, anlatımı ile yine nefis, eşsiz bir yemek yemişim gibi tat bıraktı damağımda. Bitsin istemedim, yüreğime yüreğime dokundu kelimeler, zaman zaman yaş getirdi gözümden. Mutlaka okuyun, sevgiler…
İpek Danış
