Kızım Yavaş Ol…

Kızım Yavaş Ol…

“Kızım yavaş ol, kayıp düşeceksin” diye bağırıyor annem. Bense elimde tas, oradan oraya koşturuyorum. Bir kurnadan aldığım suyu öbürüne boşaltıyorum, bazen de başka çocukların üzerine. Çok eğlenceli bir yer hamam bence. Tamam, biraz sıcak ama insan bir süre sonra alışıyor işte. Neredeyse bütün günü suyla, arkadaşlarımla oynayarak geçiriyorum buraya geldiğimiz günlerde, daha ne isterim ki!…

Gecenin Öteki Yüzü

Gecenin Öteki Yüzü

Her şeyi yanlış mı öğrendik, yoksa bize öğretilenlerin doğrusu başka bir doğru muydu? “Ah Füruzan, sen yine ne yaptın bana” dedim kitabı okumayı bitirdiğimde, elimden bile bırakamayıp bir süre kaldım öylece. Saat sesleri hep böyledir, hayata durup bakılan anlarda öne geçer. Gecenin Öteki Yüzü, aynı adlı uzun öykünün de içinde yer aldığı bir öykü kitabı…

Gitmek mi Zordu, Kalmak mı, Bilemedim…

Gitmek mi Zordu, Kalmak mı, Bilemedim…

Unuttuğum bir şey var mı kaygısıyla son bir kez daha odalara bakmak istedim. İçinde yaşadığım son zamanlarda çok sevimsiz, karışık görünen, “Bir an önce buradan çıkmalıyım” dediğim evim bana karşı mesafeli, mağrur bir duruş almıştı sanki. Eşyaların taşınması, halıların kaldırılması, duvarlardaki tabloların çıkarılması ile adeta evin yüzü gözü açılmıştı. Mat beyaz boyalı duvarları, meşe parkeleri,…

Evcilik

Evcilik

Bahçeden bulabildiğim irice taşları toplayıp çember şeklinde diziyorum. Ortasına biraz çalı çırpı koyuyorum. “Ocağı burası evin” diyorum. Ocaksız ev olur mu? Yemek pişmesi lazım ki ev, ev olsun. Bakır oyuncak tenceremi alıyorum. Erdem gözlerini büyük büyük açmış, beni izliyor. “Eee” diyor, “ne pişireceksin?”. “Bana biraz yaprak toplar mısın” diyorum. Yere düşmüş yapraklardan toplayıp getiriyor. Atıyorum…

Biliyorum, Üzersin Beni…

Biliyorum, Üzersin Beni…

Bir yaz akşamüstü, Karaköy’de eski bir balıkçıdayız. “Orada buluşalım” dememe rağmen “Olmaz, beraber gidelim, ben seni yedide alırım” diyor. Zar zor Tünel çıkışı buluşmaya ikna ediyorum. Üzerimde beyaz şifon gömleğim, altında kot pantolonum. Yaza yakışıyor beyaz. Bir de uzun ara verilmiş, ‘belki bu sefer’ niyetli buluşmalara. Ayağımda topuklu sandaletlerim. Rahat edemiyorum, üzerlerinde pek iyi yürüdüğüm…

Saat 17.10 İtibarı İle…

Saat 17.10 İtibarı İle…

Gözüm duvara asılı saate takıldı; 10.00. Ne kadar da az zamanımız var. Önce birbirimize hatır soracağız, sonra ayrıyken neler yaptığımızı konuşuruz. Rahatsız hissediyorum biraz. Ya zaman bize yetmezse? Birer çay daha istiyoruz, biraz da ekmek. Ben pek yemiyorum ama sever o ekmeği. Evde kahvaltı yaptığı zamanlar yarım ekmeği bitirmesi geliyor aklıma. Patatesli omlet yapması. Bir…

Hıdırellez

Hıdırellez

Gece… Kara bir köpek peşimde. Dileğimi gömmek için bir gül dibi arıyorum. Dilek, dip, gül… “Dibe vurdum.” demiştim geçenlerde Şeyma’ya. Uzun süredir işsizdim, üstüne evde de durumlar iyi değildi. “Amaan, sen bu ufak olaylara dip mi diyorsun, millet neler yaşıyor, görmüyor musun televizyonlarda?” demişti. Milletin dibi:1, benimki: 0. Yine yenildim. Dibe vurma konusunda bile yenildim….

Ne Zaman Seni Özlesem…

Ne Zaman Seni Özlesem…

Ne zaman seni özlesem, resimlerine bakıyorum sevgilim. Tam bu sırada lisedeki edebiyat öğretmenim kulağıma eğilip; “Resim değil, fotoğraf” diyor. O kocaman ela gözlerine bakıyorum, uzun kirpiklerine. Dayımın bir yaz akşamında, balkonda “O mahur beste çalar, müjganla ben ağlaşırız” diye şarkı söylemesi geliyor aklıma. Müjganın kirpik olduğunu bildiğim için öbür çocuklara bilmişlik taslıyorum, gülümsüyorum dudağımın kenarıyla….

Gül İle Adem

Gül İle Adem

Oğlanla kız bir kez daha sarıldı. Kız ellerini ovuşturarak, ayakları üzerinde hafif yaylanarak; “Çok soğuk” dedi. Oğlan, oralı olmanın verdiği bilmişlikle olsa gerek ;”Ne sandın kızım, Eskişehir’in soğuğu hiçbir yere benzemez, keser adamı, keser” dedi. Kızın da oğlanın da ağzından buhar çıkıyordu konuştukça. Sevimsiz, soğuk, metal terminal koltuğunda oturan yazar defterini açtı, kalemini çıkardı; “Neden…

Ah Bu Şarkıların…

“Vedalar gözleriyle sevenler içindir, gönülleriyle sevenler asla ayrılmazlar” dedim Esma’ya. Güldük. “Vay be, bu nereden?” ” İzlediğim bir filmde duymuştum, ne güzel değil mi?” “Çok güzel, o zaman gönülleriyle sevenlere içelim” dedi, kaldırdı kadehini. Rakılar havada buluştu, gönülden sevenleri selamladı. “İşte ben de böyle sevmiş olacağım ki Sayhan’ı bir türlü unutamadım” dedim. “Dile kolay, sekiz…

Kadıköy İskelesi

Kadıköy İskelesi

Vapur kalkmadan önce son bir kez iskeleye baktı, orada bıraktıklarına. Ne mi bırakmıştı? Eşyalarının büyük kısmını, sevinçlerini, üzüntülerini, anılarını, yaz geceleri geç saatlere kadar yapılan balkon sohbetlerini, salonun duvarlarını çınlatan kahkahalarını, otuz sekiz yıllık hayat arkadaşını. Gençken çok komiğine giden “hayat arkadaşı” lafının anlamını keşfetmesi için bu kadar yıl geçmesi gerekmişti demek. “Amma da kalın…

Adım Rüksan…

Adım Rüksan…

Adım Rüksan. Gül zamanı doğmuşum. Annem öyle diyor en azından. Ben; gül zamanı, kardeşim Enver; harman zamanı, ablam Ayfer; kara kış… Herkesin birbirine burcunu sorduğu ortaokul yıllarımda defalarca dönüp dönüp sordum doğduğum günü anneme, babama, dayıma. Acaba o zamana kadar akıllarına gelmeyen bir şey hatırlarlar mı, ne bileyim bir yerden yıllardır göz ardı edilmiş bir…